(Summary) The Elements of Opera & Opera in Baroque Era (Page 110-116 in IB Music)
Yazar: Özlem | Kategori: Blog
This is the summary of an article in IB music book. I think that can be useful for someone
—-
Opera began in Italy around 1600. It’s basically the synthesis of sing and act. Everyone wear costume in operas. Scenery, lighting and stage are making opera more powerful and musical effects are one of the most important things on acting.
Libretto is the text of opera (written by librettist or dramatist). It set to music by composer and became an opera. As composers said, the text needs music because all emotions like love, hatred or passion needs come to life and music helps to make them alive.
Operas may contain dialogues but they’re generally sung and librettist allows composer to musical elaboration. Opera soloist needs really great vocal artistry because soloist must create all characters of the opera.
There are some voice categories of opera; coloratura soprano (high range; rapid scales and trills), lyric soprano (light voice, grace and charm), dramatic soprano (powerful voice, passionate intensity), lyric tenor (light, bright voice), dramatic tenor (powerful, heroic expression), basso buffo (comic roles, sings rapidly), basso profondo (very low range, grat dignity).
The main attraction of many operas is aria (song for solo with an orchestra). It is generally role in emotional scene. It usually lasts several minutes. Composers often lead into an aria with a recitative, a vocal line which imitates the rhythms and pitch. In recitative words are sung rapidly.
TOK Essay
Yazar: Özlem | Kategori: Blog
( My grade was 75 %, i think it can be helpful for someone else… )
Compare and contrast knowing a friend to knowing how to swim, knowing a scientific theory and knowing a historical period. What conclusions about the nature of knowledge can you reach?
Knowledge is include all the things we learned. People use different ways to know something. Everybody has different ideas and different ways to learn and their brains are storing those informations in different ways. Some informations can not be proved, some informations can be sense in different ways. All those methods forming our brain and our knowledge. Different areas of knowledge can be defined different ways. Knowing scientific theroies, historical periods and knowing how to play guitar have different areas on knowledge system and their evaluation parts are different too. People have contact with all objects and all other people. It’s consituting new relationships between them and all those formings adding new things on their knowledge. Yazının tamamını okuyun »
A1 Türk Dili ve Edebiyat Dersi Dünya Yazını 1. Ödevi
Yazar: Özlem | Kategori: Blog
Fareler ve İnsanlar ve Godot’yu Beklerken’deki odak figürlerin varlık arayışı.

Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında daha belirgin ortaya çıkan ‘yitik insan’ kavramı Steinbeck ve Beckett’in eserlerinde odaklanılan bir olgu olmuştur. Her şeyini kaybeden, yaşamak için bir amaç arayışı içinde olan ve tamamen yok olmamak için bağlanacak başka bir insana gereksinim duyan yitik insanın umuda ve dostluğa olan ihtiyacı iki eserdeki odak figürlerin genel hallerinde belirgindir. Lennie ve George’un birbirlerine olan bağlılıkları ile Estragon ile Vladimir’in birbirlerini bütünleyişleri, yitik insan olmaktan kurtulma çabalarına bağlanabilir.
Fareler ve İnsanlar’ın odak figürleri Lennie ile George ve Godot’yu bekleyen Estragon ile Vladimir arasında benzer bir ilişki vardır. Lennie ile Estragon düşünmekten yoksun, unutkan bireyleri temsil ederken; George ile Vladimir belli bir mantık çerçevesi içinde bazı soruları cevaplamaya çalışan bireylerdir. Lennie gittikleri her yerde George’a da zarar verecek problemler yaratmaktadır, kendisine ayak bağı olmaktadır. Buna karşı George ile Lennie’nin arasındaki bağ onların birbirlerinden kopmalarını engellemektedir. Estragon ile Vladimir ise birbirlerine bağlı olmaları için bir gerekçeye sahip olmasalar da bu varlık arayışı içinde yalnız olmak istememektedirler. Yazının tamamını okuyun »
Ağlanacak halimize…
Yazar: Özlem | Kategori: Blog
2009 yılı Darwin yılı… Ama Milli Eğitim Bakanlığı bizden bunun kanıtını istiyor.
2009 yılı boyunca Türkiye’nin belli yerlerinde Darwin ile ilgili etkinlikler ve sempozyumlar oldu. Bunların birkaçına arkadaşlarımla birlikte ben de katıldım (İstanbul’da). Yurtdışından gelen profesörler, konuklar, uzmanlar eşliğinde mükemmel saatler geçirdik.
Benzer bir etkinliği sene bitmeden okulda yapmayı düşündük biz de. Okulumuzda Darwin yılı nedeniyle bir sempozyum düzenlemeyi ve başka okullardan öğrenciler davet etmeyi, birkaç gün boyunca bu konuda uzmanlarla birlikte tartışmalar yürütmeyi falan filan….. Ve geçen sene gittiğimiz sempozyumdan olsun, diğer etkinliklerden olsun birçok uzmanı (yabancılar da olmak üzere) okulumuza davet ettik.
Gelin görün ki Türkiye’de böyle bir etkinliğin havada kapılması gerekirken milli eğitim bakanlığından şöyle bir cevap geldi :
“Bu yılın Darwin yılı olduğunu belgeleyen bir şey yok, böyle bir etkinliğe izin veremeyiz” Yazının tamamını okuyun »
Aklımı kurcalayan mini mini miniler…
Yazar: Özlem | Kategori: Blog
- Otobüste gece yolculuğu yaparken size hiç oluyor mu bilmiyorum. Geceleyin boş olan yollarda otobüs şoförünün kendini F1 pilotu falan sandığını düşünüyorum ben. Yolda oyuncak ayıcığıma sarılmış mışıl mışıl uyurken birden irkilip uyanıyorum ve gözlerimi açmadan nasıl hızlı gittiğimizi hissediyorum. Sonra başlıyorum dua etmeye, en ufak bir hakimiyet sorununda o hızla bir yerlere gömüleceğiz bir gün korkusuyla yaşamak ne zor bilir misiniz?
- Gece yolculuğunda bebekli ailelere sinir olurum. Hele ki bebek yol boyunca ağlayıp durursa. Avazı çıktığınca bağıran, otobüsün sessizliğinde sesi yankılanan o küçük canavarlar. Mp3ün kulaklıklarını kulaklarımın dibine kadar gömsem de, sesini sonuna kadar açsam da kesilmeyen o ses. Kıl oluyorum abi!
- Otobüs ve bebek demişken, bilen bilir İzmir’den Gebze’ye giderken Susurluk’ta mola verilir. Molanın amacı ihtiyaçları gidermektir. Araçta küçük canavar bebek ve onun annesi gayet normal bir şekilde canavarın bezini değiştirirken ortalığa yayılan kokuyu duymak ve akabinde benim “Bunun yeri burası mı?” şeklindeki çıkışımı görmek istemezdiniz eminim.
- Bazen düşünüyorum hangisi daha iyi diye, çevremdeki hasta ruhlular mı yoksa hastanedeki hastalar mı? Kesinlikle hastanedeki hasta ruhlular en iyileri olmalı. Evet bu konuda bir araştırma yapmalıyım.
- Acaba dünyada kaç kişi basit bir el oyununu öğrenmek için başından aşağı bir kova su döker ve “ Ben deliyim” der? Size garanti veririm ki bunu yapan tek kişi ben değilim! Yazının tamamını okuyun »
“DİN FELSEFESİ” ÜZERİNE ÖZET
Yazar: Özlem | Kategori: Blog

Din, pekçok kişi tarafından farklı tanımlanabilecek bir olgudur. William James (Amerikan filozofu) dini “herhangi bir şeyle ilişkiler doğrultusunda sahip olunan duygu, eylem ve deneyimler” olarak tanımlarken, Paul Tillich daha genel olarak “din, nihai kaygıdır” demiştir. Dinler; kaç tanrı olduğu, tanrısalın doğası, gerçek dinin varlığı gibi başlıca sorunları cevaplamaya çalışılır ve “kurtarıcı” olarak görülürler (soteriolojik bir ilgi). Dine katılmak ise bulunduğumuz durumdan daha iyi bir duruma geçmek olarak nitelendirilir.
Din felsefesinin amacı -tanrıbiliminden farklı olarak- dinsel kavramlara ilişkin inancı geliştirmektir. Tanrıbilimcileri soruşturmalarını bir inanç dairesi içinde sürdürürler. Onlar inandıkları dinin temel ilkelerini kabul eder ve onların amaçları üzerine tartışırlar. Din felsefecileri ise “Tanrı var mıdır?” gibi temel sorunlar üzerine yönelirler. Dini analiz ederken sosyolojik, tarihsel, psikolojik ve antropolojik yaklaşımların sorunlar üzerindeki durumları da incelenir. Örneğin; din hangi işlere yarar, hangi psikolojik ihtiyaçları doyurur? Yazının tamamını okuyun »
Fotoğraf Siteleri
Yazar: Özlem | Kategori: Blog
Fotoğrafçıların doğasında var bir tutam fotoğrafını paylaşma isteği. Fotoğrafını çekip nasıl olduğunu, insanlarda ne gibi duygular uyandırdığını, teknik yeterliliklerini veya yeterli olmayan yanlarını öğrenmek istiyor fotoğrafçı. Bunun sonucunda da değişik paylaşım siteleri oluşuyor internette. Sonuç olarak internet günümüzün en büyük iletişim ve paylaşım alanı… E dijital makinalar da fotoğraflarımızı sanal ortamlarda paylaşmamızı hayli kolaylaştırıyor -her ne kadar kaliteden ödün versek de bu yüzden. Geçenlerde farkettim ki ben de birçoğuna üye olmuşum, denemişim, çoğuna birkaç kez uğramış sonra bir daha açmamışım. E dedim madem bu kadar dolaşmışım sanal ortamlarda, ilk izlenimlerimi ve kullandıkça gördüğüm siteler hakkındaki düşüncelerimi yazayım bari. Yazının tamamını okuyun »



